Mehmet Dinler, Doctor Strange hakkında yazdı.

strange1

Marvel Cinematic Universe için yılın ikinci filmi bu hafta vizyonlarda yerini aldı çok şükür. Captain America: Civil War’dan sonra bir boşluğa düşmüş, Suicide Squad faciasından sonra da Kasım’ı daha büyük bir hevesle bekler olmuştuk. Dr. Strange’den beklentiler netti aslında. Avengers ekibinin iyice karıştığı bir ortamda bağımsız bir noktada onlardan uzak durması, daha mistik ve uzaysal olması beklenen 4. evre filmler için de ümit vermesiydi. Yani farklı ve iyi olması gerekiyordu. En baştan belirtmek gerekirse bunları başarmış.

Filmin görsel açıdan diğer MCU filmlerine göre farklı olması bekleniyordu. Daha ilk sahnesiyle o görsel tadı sonuna kadar içimize işleyen film, Dr Strange’in yaşadıkları için de oldukça hareketli ve karakteristik bir sekans sunarak artı puanları topluyor. Gerçekten de filmin ilk kısmı oldukça etkileyiciydi. Bir de daha sonra da bir yerlere yazmaya niyetliyim ama Benedict Cumberbatch ne kadar karizmatik bir adamdır yahu. Sırf sadece beyin cerrahıykenki halinin bir gününü çek koy, ben onu da izlerim. Neyse, yazının ilerleyen kısımlarında kendisine daha çok tapınmayı düşünüyorum burada keselim.

strange2

Görsel açıdan film gerçekten önceki MCU filmlerinden farklı bir noktada. Dövüş ve savaş sahnelerinde gördüğümüz o görsel şölen bu kez hazırlık aşamasında önümüze sunuluyor. Milenyum öncesinin bilim kurgu filmleri tarzına çok benzeyen görseller Dr Strange’e gereken tuhaflığı katıyor. Marvel Studios’a ilk filmini yapan Scott Derrickson’ın buralarda olması güzel.

Hikaye evren içinde yepyeni bir şeyi anlattığı için bizi değişik bir noktada tutuyor. İlk sahnelerde gördüğümüz Avengers binasını saymazsak aynı evren içinde yaşadığımızı söylemek bile mümkün olmazdı. Yine de son dönemde iyice alıştığımız o geyik tadını Dr Strange’in de verebildiğini görmek sevindirici. Fragmandan bildiğimiz “Wifi şifresi” esprisi buzdağının olmasa da tepenin görünen tarafı. Arkasına geçtiğimizde daha fazlasını bulabiliyorsunuz. Tabii Üstat Benedict’e de o kadar yakışıyor ki… Neyse hala sırası değil.

strange3

Beğenmediğim tarafları yok değil. Bir kere oldu bitti aşaması. Stephen Strange’in müthiş egolu bir odundan ruhani bir lider olmaya geçiş sürecinde bazı kısımlar o kadar repliklere bırakılmış ki bir noktada “Lan bu adam bunu nasıl yaptı” diye sorarken buldum kendimi. Adım adım gelişimini gösterme yerine onu da birkaç replikle atlatıp, aksiyon sahneleriyle sonucu gösterme tercihi sorgulanabilir. Gerçi kadro o kadar iyi ki “Şunları şöyle olabildiğince karşılıklı konuşturalım, dibi düşsün milletin” demiş de olabilirler. Tercihtir tabii saatlerce oynasınlar ama bir eksiklik hissettiriyor. Film boyunca bir yandan Strange’in aslında ne kadar hatalı bir adam olduğunu anlatırken neredeyse hiç değişmeden bir anda ilerleme göstermesi gerçekten garip. Daha da garip olanı Stephen Strange ve Christine arasındaki garip aşk ilişkisi. Tamam Avengers’ın olduğu, New York’u uzaylıların istila ettiği bir çağda yaşıyoruz da her şeye bu kadar çabuk ikna olmak bana tuhaf geliyor. Bir film serisinden söz ediyor olabiliriz ama bir “ilk” film bu konularda daha bir kendisi olmalı.

Film boyunca çok fazla farklı karakterde görüyoruz Stephen Strange’i. Çok kısa süre içinde çok büyük dğeişimler atlatıyor. Benedict Cumberbatch sahiden bir role bu kadar yakışabilirdi. Her kısımda apayrı bir harika yaratarak benim MCU’da gördüğüm en sağlam başrol performansına imza atmış. Mordu’yu canlandıran Chiwetel Ejiofor ve Ancient One’a apayrı bir can katan Tilda Swinton’la sinerjileri mükemmel uymuş. Bazen ne kadar iyi olursan ol rol uymayabiliyor ya (Edward Norton-Hulk gibi) hani, Dr Strange oyunculuk anlamında çok yükselttiği beklentiyi sonuna kadar kullanmayı başarmış.

Spoilersiz bir yazı olsun diye filmin sonunu ya da ek sahnesini övmemeyi tercih ediyorum ama sahiden iyiydi be. Aileye hoş geldin Doktor.

 

 

Reklam