Mehmet Dinler yazdı…

kaygı2

Bellek; kolayca manipüle edilebilmesiyle insanı yanıltmakta oldukça başarılı olabilir. Olanları unutur, olmamışları olmuş gibi hatırlar, en kötüsü de olanı yanlış hatırlar. Hayatı alt üst edebilir. İnsan belleği, bir insanı bu kadar etkilerken manipüle edilebilmekte ondan aşağı kalmayan toplumsal bellek de koca bir toplumu yanıltabilir. Ancak bellek bazı durumlarda geri gelebilir. Bazen bir haberle, bazen de otuzlu yaşlardaki bir kadının kabuslarında…

Hasret bir haber kanalında kurgucu olarak çalışmakta, nefret ettiği medya ve sisteme inat onuruyla belgesel kurgulamaktadır. Sosyal medyanın nefret aracı olarak kullanılmasından rahatsızlık duymakta, her şeyin altını araştırmaktadır. Sistemin içinde kaybolmadığını sansa da aslında sistemin ona bir oyun oynadığını anlar zamanla. Annesiyle babasının trafik kazasında öldüğü bilgisini kabusları yalanlamaya başlar. İşte kendisine atılan kazıkla birlikte zamanla bütün zamanını bunu araştırmaya verir. Araştırdığı aslında kendi belleğidir.

kaygı3

Ceylan Özgün Özçelik, ilk uzun metraj çalışması olan Kaygı’yla Türk sinemasında çok alışık olmadığımız psikolojik gerilim filmlerinin oldukça etkili bir örneğini veriyor. Gerilim seviyesi çok alttan başlıyor, hiç rahatsız etmeden yükseldikçe yükseliyor ve sonunda tavana çıkıyor. Sıradan tartışmaların birkaç dakikalık gerilimleriyle başlayan film, sonunda öyle bir noktaya çıkıyor ki ben izlerken kendimi koltuğa yapışmış olarak buldum. Bu aşırı yükselişin her dakikası, her karesi çok iyi planlandığı için rahatsız etmiyor, bu sayede film asıl olan rahatsız etme amacına ulaşıyor.

Bir televizyoncunun bakış açısıyla yalan söyleyen bir ülke tarihini araştıran Hasret bir yandan da kendisiyle mücadele ediyor. Algı Eke adeta Algı Eke’yle karşı karşılıklı olarak oynuyor Kaygı’da. Bunun altından da müthiş bir başarıyla kalkıyor, anlatının bütün gerilimini yüzünde taşıyor. Ne eksik ne fazla. Komedi filmleri ve dizilerle alıştığımız sempatik tarzının çok dışına çıkarken içinde oyunculuğa dair ne varsa kameraya sergiliyor. Genelde onun bu psikolojisini gözlemleyen konumunda duran ancak birkaç kez tam zamanında onun gözünden olan biteni gösteren reji de bu etkileyiciliğe oldukça katkı sağlamış.

kaygı

Zaman zaman simgesel bir anlayış sergileyen film, bu simgelerle, ufak tefek repliklerle yavaş yavaş sona hazırlıyor. Sorun, bunları ancak en sonda çözülebildiği için filmin bir kısmı boyunca kafada lüzumsuz soru işaretleriyle dolaştırması. Hasret’in sorunu zaten biz izleyenlerin de sorunu olurken, onu çözmek için çaba harcarken bir yandan da sembolleri çözmek iyice yorucu hale geliyor. Elbette bu bir yönetmen tercihi olarak değerlendirilebilir bu durum. Sonuçta filmden çıktığımda üzerimden tır geçmişçesine ezilmiş hissettiğim, bir süre kendime gelemediğimi düşünürsek sonuna kadar haklıdır değil mi? Kaygı gerçekten, ilerleyen dönemde psikolojik gerilim tarzında yapılacak her projeye rehber olabilecek kadar seçkin bir yapım.

 

Mehmet Dinler – Twitter.com/kumpirbey

Reklam